Archive for Aralık 2011
Bundan on yıl önce
- WAP desteği bile olmayan Nokia 3210′u kullanıyordum.
- Dizüstü bilgisayarım yoktu, sadece hayaliyle yetiniyordum.
- PDA’ler hayretle ve heyecanla baktığım cihazlardı.
- İTÜ’nün megabit seviyesindeki internet bağlantı hızına hayret ederdim.
- Tatil için memlekete gittiğimde internete dial-up ile bağlanmak için akşam 10 buçuğu beklerdim.
- 128 MB RAM’lik bir bilgisayar gözüme mükemmel görünürdü.
- Windows XP de aynı şekilde mükemmel bir işletim sistemiydi.
- Showtvnet üzerinden müzik dinlemeye çalışırdım.
- Alışveriş merkezi olarak seçimim Profilo’ydu.
- Oturup çalışacak, White Chocolate Mocha’sını içecek Starbucks yoktu.
- İstanbul-Antalya arasında 10 saatlik otobüs yolculukları yapardım.
- Maslak’tan Taksim’e gitmek için 4. Levent’e kadar dolmuşa binerdim.
- Önce kampüsün, sonra da evimin yakınında bir İstinyePark yoktu.
- İTÜ’nün kampüsünden Levent tarafına bakıldığında en yüksek bina İş Bankası’nındı.
- Anadolu yakasında değil Avrupa yakasında oturuyordum.
- Anadolu yakası benim için karşıdan baktığım çok uzak ve yabancı bir gezegen gibiydi.
Beklentileri yükselen çocuklar
Can Dündar’ın bugünkü makalesi günümüzün erken büyüyen çocuklarının durumunu anlatan güzel bir örnek. İmkanlar çok, uyaran sayısı çok fazla, bu nedenle çocukların beyinleri eskisine göre çok daha çabuk gelişiyor, bu nedenle ihtiyaçlar da yaşlarına göre çok daha yüksek seviyeye çıkıyor.
Aslında biraz da günümüzün ebeveynlerinin çocuklarına her türlü imkanı herhangi bir şarta bağlamadan sunmalarının da etkisi var. Eskiden böyle miydi? 80′lerin sonu ve 90′ların başlarında çocuktum, bu nedenle eskiyi kıyısından köşesinden biliyorum. İmkanlar bu kadar geniş değildi, TV’deki her çizgi filmin oyuncağı yoktu, ancak yine minyatür araba, akülü araba gibi ilgi çekici oyuncaklar vardı. Çocukluğum Kumluca’da, Antalya’nın bir ilçesinde geçti. Her on günde bir Antalya’ya giderdik. Çocukken en büyük zevkim Majorette marka oyuncak arabalar, kamyonlar, iş makineleriydi. Her Antalya’ya gidişimizde bunlardan sadece bir tane alma hakkım vardı. İkincisine çok nadir durumlarda izin verilirdi.
Şimdiki çocuklara bakıyorum, tüketim toplumunun bir esiri olmuş gibiler. Her çizgi film oyuncağı, kitabı, her türlü setiyle birlikte geliyor. Oyun konsolları gırla… Ebeveynler çocuklarının bu ürünlere yönelik isteklerini karşılama konusunda kapıyı sonuna kadar açık tutuyor. Bunun sonucunda her türlü isteği karşılanan çocuklar gözünü daha da yükseklere dikebiliyor. Çocuklara bazı noktalarda sınır koymak, bazı şeyleri ödül şeklinde vermek en iyisi gibi görünüyor. Tabii bu tutumu zamane çocuklarına uygulama ne kadar kolay olur? Bu da ayrı bir soru.










