YouTube yasağının kaldırılışını nasıl haber verdim?
Cumhuriyet Bayramı tatilinde İstanbul’daki yağmur ve fırtınadan Londra’nın serin, ancak yarı güneşli yarı bulutlu havasına kaçtım. Burada bir yandan Londra’nın güzelliklerini keşfederken, bir yandan da henüz Türkiye’ye gelmemiş olan teknolojik ürünlerle ilgili araştırmalar yapıyorum. Londra’ya gelmişken Apple mağazasına uğramamak da olmazdı. Regent Street ve Covent Garden’daki Apple mağazalarını üç gün üst üste ziyaret ettim. Haftaiçi veya haftasonu farketmiyor. Her iki mağaza da ne zaman gitsem hep tıklım tıklımdı.
Apple mağazalarına ayrı bir yazıda değineceğim. Ancak esas konuya geleyim. Ben Londra’dayken Türkiye’deki teknoloji gündeminin en önemli gündem maddesi YouTube oldu. Teknoblog’da da yazdığım gibi, mahkeme kararıyla yasağa neden olan videoların siteden kaldırıldığı haberi geldi ve YouTube yasağının biteceği konuşulmaya başlandı. Apple mağazasındaki ücretsiz Wi-Fi’yi kullanarak cepten internete bağlanmış NTV’yi seyrederken birden üstteki son dakika uyarısını gördüm. YouTube yasağına dair mahkeme kararı sürpriz bir şekilde haftasonu kaldırılmıştı.
Bu büyük haberi Teknoblog’dan girmek şarttı. Ancak yanımda bilgisayar yoktu. Neyse ki, etraf Mac’lerden geçilmiyordu. Bilgisayarları deneyen kalabalık arasında boş bir iMac buldum ve başına geçtim. Biraz karıştırarak İngilizce olan klavyeyi Türkçe’ye çevirdim. Yazıyı yazdım ve manşete çektim. Haberi hızlı bir şekilde Teknoblog ziyaretçilerine ulaştırmış oldum.
Normalde 3G üzerinden sürekli gündemi takip ediyorum. Ancak yurtdışında roaming nedeniyle fahiş seviyelere çıkan data ücretleri nedeniyle her yerde internete bağlı kalmak zor. Bulduğum yerlerde ücretsiz WiFi ile bağlanmaya çalışıyorum. Dün de şanslıymışım ki, önemli bir gelişmeyi, biraz da şansla olsa da yakaladım ve hemen paylaşma fırsatı buldum. Haberi Apple mağazasında girmek de ilginç oldu.
Lütfen Teknoblog’a destek olun
Yaklaşık iki haftadır bu bloga birşeyler yazamadım. Özellikle Teknoblog’un gittikçe bozulan ve dibe vuran işleyişini tekrar rayına sokmak için debeleniyorum. Sitenin Page Rank’i Nisan ayı başında yapılan güncellemeyle birlikte sıfıra düştü. Daha 6-7 ay önce PR4 olan bir sitenin gerilemesi çok sürpriz bir durum. Üstelik kara yöntemleri de hiçbir şekilde kullanmadım.
Türkiye’de web yayıncılığı yapmak zor iş. Hosting şirketleri bu zorluktan en büyük payı kapıyorlar. Özellikle Türkiye’de berbat bir hosting düzeni işliyor. Teknoblog’u Türkiye’deki bir sunucuya taşıma işlemim defalarca hüsranla sonuçlandı. Önce adını bile hatırlayamadığım değersiz bir hosting şirketi, daha sonra Sadece Hosting ve son olarak da daha.net… Hepsinin mantığı fazla ziyaret edilen sitelerden ne kadar daha fazla para kazanırım. Bu gibi şirketler hep müşteriye suç atarlar, ziyaretçi sayılarının yüksek olduğundan, sizin sitenizin fazla kaynak kullanımı yarattığından şikayet ederler. Halbuki aynı site yurtdışında hiçbir problem çıkarmadan çalışmaktadır.
Hosting şirketleriyle yaşadığım problemler Teknoblog’un gelişmesine darbe vuran en önemli etken oldu. Siteyi tekrar ABD’den host etmeye başladım. Türkiye’nin yurtdışı çıkışları da yetersiz olduğu için siteye erişim biraz yavaş olacaktır. Zaten etkilerini de istatistiklerde görmeye başladım. Bunun üstüne bir de PR’ın sıfır olmasından dolayı azalan Google trafiğini ekleyin. İşte vahim bir tablo…
Yine de yılmak yok, mücadeleye devam. Bu durum yazı yazma konusunda beni isteksizliğe sevk etse de, motivasyonumu kaybetmeme neden olsa da, uğraşıyorum. Blogun tasarımını yeniledik, eskisine göre daha eli yüzü düzgün bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Gelen çoğu yorum da o yönde. Bu arada yeni blog projelerim de yolda. Burada yazdığım 1-2 sosyal medya yazısı benim sosyal medya, internet ve pazarlamayla ilgili bir blog açmama vesile oldu. Her ne kadar bu alanda büyük oyuncular olsa da, ben de ara sıra yazacağım yazılarla kendi izlenimlerimi aktarmayı düşünüyorum. Sitenin haberini bugün yarın buradan vereceğim.
Teknoblog konusunda da yardımlarınızı rica ediyor. Lütfen destek olun. Arkadaşlarınıza, eşinize dostunuza siteden bahsetmeniz, ilginç gördüğünüz haber ve yazıları Facebook, Twitter ya da e-mail üzerinden paylaşmanız bizleri çok mutlu edecektir.
Jeff Jarvis’in Dell deneyiminin bana düşündürdükleri
Bugün öğlen Jeff Jarvis’in “Google Olsa Ne Yapardı?” adlı kitabını okumaya başladım. Yazar kitabın girişinde Dell’in geçirdiği müşteri hizmetleri evriminden bahsediyor.
Jeff Jarvis yöneticiliği bırakıp işinden ayrıldıktan sonra, sanırım 2005 yılının başında Dell markalı bir dizüstü bilgisayar satın alıyor. Söz konusu bilgisayarla birlikte eve servis paketine de ücret ödeyip bu servisten yararlanma hakkı elde ediyor. Ancak Jarvis’in bu bilgisayarla başı bir türlü dertten kurtulmuyor. Sürekli arıza çıkaran bilgisayar için Dell’i arayan yazar akıl almaz önerilerle karşılaşıyor. Canına tak eden Jarvis oldukça sert bir dille Dell’i eleştiren bir yazıyı bloguna yazıyor. Bu yazı zaman geçtikçe birçok insan tarafından referans gösteriliyor, herkes şikayetini belirtirken bu yazıya link veriyor, yazının bulunduğu sayfanın Google’da çıkma sırası giderek yükseliyor, hatta birinci sayfaya çıkıyor. Kartopu kocaman bir çığa dönüşmüşken Dell’den hiç ses çıkmıyor. Artık bezen yazar son bir gayretle Dell’e bir tavsiye mektubu yazıp işin arkasını bırakmaya karar veriyor. Tavsiye mektubunda Dell’in blog yazarlarına nasıl eğilmesi gerektiğine değiniyor. Jarvis tavsiyelerinin Dell tarafından zamanla dikkate alındığını görüyor. Dell büyük bir değişim gerçekleştirmeyi başarıyor.
Okuduğum bu satırlar aklıma Kadıköy’de Yazıcıoğlu İşhanı’nda bulunan Gold Bilgisayar ile ilgili yaşadığım kötü deneyimi aklıma getirdi. Ben de Jarvis gibi buradan ulaşabileceğiniz bir yazı yazarak şikayetimi dile getirmiştim. Bu yazım Google’da “kadıköy gold”, “kadıköy gold bilgisayar” gibi aramalarda ilk sayfada, hatta bazılarında birinci sırada çıkıyor. Yanda da görebileceğiniz gibi bu blogun en popüler yazısı durumunda. Çeşitli yorumlar da aldım. Ancak Gold Bilgisayar’dan bir cevap geldi mi? Yok… Türkiye olarak zaten ABD’nin çok uzağındayız, gelişmeleri birkaç yıl geriden takip ediyoruz. Şirketlerin sosyal medyaya ve bloglara olan ilgisi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Biraz zaman geçsin de, sıra Gold Bilgisayar’a gelsin.
Türkiye’de şirketler demişken TTNet’in çalışmaların takdir etmeliyim. Şirket Twitter ve Friendfeed üzerinden müşteri desteği veriyor. Bu platformlardan TTNet’e ulaştığınızda görevlendirilmiş elemanlar sorunun çözümü için yardımcı oluyorlar. Aslında performansları hakkında pek yorumda bulunamayacağım, çünkü TTNet abonesi değilim. Dıştan gördüğüm kadarıyla işi iyi götürüyorlar. Sanıyorum ki, bu işin fikir babası birkaç ay önce TTNet’te danışman olarak çalışmaya başlayan Murat Kahraman… Ya O’nun gibi danışmanların sayısı artacak, ya da şirket çalışanları kafa yapılarını değiştirecek.
Müşteriler artık kontrol istiyor sevgili şirketler, onlara kulak tıkama dönemi artık bitti…
Sevdiklerinize Hediyelik Site ile farklı bir hediye verin
Bugün düşündüm de, evleneli neredeyse altı ay oldu. Zaman ne çabuk geçiyor? Herşey güzel ki, bu nedenle farkına da varmak mümkün olmuyor. Konu evlilik olunca, meseleye böyle dalmak istedim. Bundan altı buçuk yedi ay önce, düğüne özel bir web sitesi açmıştım. www.oyasabri.com adresindeki bu siteyi düğün davetiyemizde de duyurduk. Amacımız ziyaretçilerin bizim hikayemiz ve düğünün yapılacağı mekan hakkında bilgi sahibi olmalarıydı. Gelemeyecek olanlar, ya da içinden gelip birşeyler yazmak isteyenler için de bir ziyaretçi defteri oluşturmuştuk. Bu arada düğüne geleceğini haber vermek isteyenler için telefondan farklı bir kanal oluşturmuştuk.
Web sitesi kısmen de olsa amacına ulaştı. Ziyaretçi defterine mesaj bırakanlar da oldu, web sitesindeki LCV (Lütfen Cevap Verin) formunu dolduran da… Farklı birşey yapmıştık. Amacım bu sayfayı evlilik süresince de devam ettirmek, balayı ve daha sonrasında yaşayacaklarımızın fotoğraflarını koymaktı. Ancak işler, Teknoblog, vs. derken pek fırsat bulduğumu söyleyemeyeceğim.
Bir gün yakın arkadaşlarımız Tuğçe ve Mert ile sohbet ederken evlenecek olan çiftler için yukarıdakine benzer web sayfaları hazırlayabileceğimiz fikri ortaya çıktı. Aslında yanlış söyledim, Tuğçe’nin böyle bir fikri vardı, ancak farklı bir formdaydı. Beyin fırtınasından sonra insanların mutlu günlerini internet üzerinden yakınlarına duyurabilecekleri veya sevdiklerine farklı bir hediye şeklinde sunabilecekleri web siteleri yapmaya karar verdik. Dört arkadaş oturduk ve iş bölümünü yaptık. Burada ağır yük bende… Web sitelerini ben yapacağım. Öncelikle örnek siteleri ve web sitemizi oluşturmamız gerekiyordu.
Sonunda proje ortaya çıktı. Hediyelik Site www.hediyeliksite.com adresinde yayına başladı. Hediyelik Site ile oldukça uygun bir ücret karşılığında ister kendi mutlu gününüz için isterseniz sevdiğinize mutlu gününde hediye etmek için bir web sitesi hazırlatabilirsiniz. İnsan hayatında en mutlu iki olayın evlilik ve bebek sahibi olmak olduğunu düşündüğümüz için şu anda bu iki kategoriye odaklanmış durumdayız. Hazırlamış olduğumuz www.tugcemert.com ve www.alyabebek.net sitelerini gezmenizi de tavsiye ederim.
Doping’in gönderdiği aparatlar interneti mi hızlandırır, başka işe mi yarar?
Son günlerde TV’deki bir ADSL reklamı dikkatinizi çekmiş olabilir. İki tane genç bilgisayarın başında, kağnı hızındaki internet bağlantılarının hızını arttırmak için akıl almaz yöntemler deniyorlar. Ethernet kablosuna vazelin sürmekten tutun, bilgisayarın üstüne tencere kapağı koymaya kadar…
Bugün elime bir koli ulaştı. Kolinin içinden şıkırtılar geliyordu, anladım ki yukarıda sözünü reklamda yer alan yüzde 100 Türk işi icatlar bir kutu içinde bana gönderilmiş. Öncelikle Doping’e teşekkür ederim. Mesleğim gereği bu tarz çözümlerin işe yaramayacağını biliyorum, yine de kutunun içinden çıkan ve yukarıdaki resimde gördüğünüz araç gereçler (tencere kapağı, masa saati, tütsü, zımba) işime yarayacaktır. Vazelin ve her tarafı çizilmiş CD için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Doping’in gönderdiği bu kolinin içinden çıkanlar beni 15 sene öncesine götürdü. O zamanlar internet hayatımıza girmiş değil. Bense çoğunlukla radyo ve TV ile ilgileniyorum. Uydu yayınlarıyla da henüz tanışmamıştık, karasal yayınla idare ediyorduk. TV’nin anten girişine çubuk, bakır kablo gibi sinyali arttıracak şeyler bağlayıp karlı yayını düzeltmeye çalışıyorduk. Sanıyorum ki, kutunun içinden çıkan tencere kapağı 15 sene önceki işlevini şimdi de göreceği umuduyla geliştirilmiş, ancak devir yüksek veri hızlarının ve dolayısıyla yüksek frekansın devri… Bu tencere kapağı 2.4 GHz’lik, düşük güçlü sinyalleri toplayıp güçlendirmede başarılı olmakta yetersiz kalacaktır. Kutuya konan vazelin belki yalıtımı arttırarak dış kayıpları önler, bunu denemek gerek.
Doping’in tanıtım çalışması eğlenceli olmuş. Özellikle içine koydukları Türk kahvesi ortamın buram buram kahve kokmasına ve canımın kahve çekmesine neden oldu. En kısa zamanda bir kahve yapıp içmeli, bunu da not edeyim. Bu arada siz de www.bizedopinglazim.com adresine girin, bu sitedeki oyuna katılıp bedava internet paketleri ve rapidshare üyelikleri gibi hediyeler için yarışın. Üye olduktan ve üye girişi yaptıktan sonra karşınıza çıkacak olan odada yukarıdaki resimde görmüş olduğunuz eşyaları arayıp bulmanız gerekiyor. Zamana karşı yarıştığınızı unutmayın…
Şimdiden iyi eğlenceler… Bağlantı hızı hep yükseklerde uçan internet bağlantılı günler dileğiyle…
Sosyal medyada doğru adamları bulmak

Yaklaşık 1.5 yıldır Friendfeed’de hesabım var ve bu çevreyi sürekli takip ediyorum. 250 kadar kişiyi takip ediyorum. İlginç kişiler buldukça bu sayıyı yükseltiyorum, bana abone olanlara ben de abone oluyorum. Bu kadar çok kişiyi takip edince ortaya çıkan ilişkiler ağını rahatlıkla görebiliyorum. Kim kiminle arkadaş, ne yapıyor, ne ediyor, vs. Ortaya somut bir tablo çıkıyor. Bu tabloyu elime alıp baktığımda, yapılan sosyal medya etkinliklerinde sürekli aynı kişileri görüyorum. Etkinliklerde çekilen fotoğraflarda hep aynı kişiler… Bu durumda etkinliği düzenleyen şirketlere karşı olumsuz bir durumun ortaya çıkması gibi bir tehlike doğuyor.
Dijital medya ajansları çok araştırdıklarını, analiz yaptıklarını, kimlerin “fikir insanları” olduklarını saptadıklarını ve buna göre iş yaptıklarını iddia ediyorlar. Buna çok fazla inanmıyorum. Bence fazlasıyla kolaycılığa kaçıyorlar. Size Turkcell örneğini vereyim. Turkcell geçtiğimiz sene 3G faaliyete geçmeden 1-2 hafta kadar önce İstiklal Caddesi’ndeki binasının çatısında bir 3G blogger partisi verdi. Amaç blogculara 3G teknolojisini tanıtmaktı. Turkcell’in Friendfeed hesabı da dahil olmak üzere çeşitli hesaplar fotoğrafları paylaşmışlardı. Aynı kişiler… Öte yandan o gün etkinlikle ilgili mesajlara baktığımda bazılarının 3G teknolojisini anlamadığını ya da hiçbir yararını göremediğini fark ettim. Teknoblog gibi tanınmış bir teknoloji bloguna sahip olmama rağmen ben bu etkinliğe çağırılmadım. Daha sonra konuyla ilgili sıkıntımı Turkcell’in çalıştığı tanıtım ajansına ilettim. Sağolsun, Turkcell’in birlikte çalıştığı tanıtım ajansından Alp Solak da benimle fazlasıyla ilgilendi, O’na da teşekkür ediyorum. Bilmiyorum, ancak ben Turkcell’e Teknoblog’da yazdığım yazılarla ve hatta bu blogda yazdığım VINN yazısıyla daha fazla katkı sağlamışımdır. Yazının Devamı…
Biletix’in kuruluşu, yükselişi ve satılışı

etohum 2010′un 15 girişimci adayının açıklandığı Bahçeşehir Üniversitesi etkinliğinde Biletix’in kurucuları Ali Abhary ve Dave Dorner da bulunuyordu. İkili Biletix’in nasıl kurulduğunu, nasıl büyüdüğünü ve satıldığını benim de aralarında bulunduğum dinleyici kitlesine anlattılar.
Ali ve Dave yabancı bir şirkette çalışırlarken Türkiye’ye görev için gelmişler. Geliş o geliş… Hâlen dönebilmiş değiller. Etiler Akmerkez’de sinemaya giderken akıllarına gelen bir fikir Türkiye’nin en büyük e-bilet servisine dönüşünün hikayesini mutlaka dinleyin. Sizin için videoyu yazının devamına ekledim. Yalnız Ali ve Dave konuşmalarını İngilizce yaptılar, bunu da hatırlatayım.
Ali ve Dave’in anlattıkları hikaye, başarıya ulaşmak için iyi bir fikrin ve çok çalışmanın yanında doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşmış olmanın da gerekli olduğunu ortaya koyuyor. İkilinin bir arkadaşı onları doğru insanlarla buluşturacak kapıları açmış. Aralarında Ali Koç ve Mehmet Emin Karamehmet gibi iş dünyasının dev isimlerinin de bulunduğu birçok kişiyle görüşmüşler. Bir kere daha anladım ki, çevre başarı anahtarının olmazsa olmazı… Yazının Devamı…
Profesyonel blog sahibi olmak isteyenler için Blog Atölyesi açıldı
Bu aralar fazlasıyla yoğunum. Zaten halihazırda uğraştığım işler vardı, üstüne yenilerini ekliyorum. Tabii sağolsun bu işlerin bazılarına yakınlarımla birlikte giriyorum, bazılarında da destek görüyorum. Bu projelerden ilkini dün itibariyle hayata geçirdim. Blog Atölyesi faaliyetlerine başlıyor.
Blog Atölyesi’nde ne yapmak istediğimi “Blog Atölyesi’ne Başlarken” yazısında anlattım. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bunca yıl edindiğim blogculuk tecrübesini bu işe başlamak ya da bu işte ilerlemek isteyenlere yardım etmek amacıyla kullanmaya karar verdim. Dileyen herkes uygun bir maliyet karşılığında en üst seviye alan adlı, bedava blog servislerinin reklamlarından arınmış, eklentilerle zenginleştirilmiş ve sürekli güncelleştirmelerle sağlam tutulacak bir bloga sahip olacak. Geriye ise sadece yazı yazmanın keyfi kalacak. Blogculukla ilgileniyorsanız ya da çevrenizde ilgilenenler varsa, Blog Atölyesi’nden bahsetmeniz beni çok memnun edecektir.
İtalya’da ne var ne yok?

Aile dostumuz ve üniversiteden arkadaşımız Tuğçe İtalyanca dersi veriyor. Bunun yanında İtalya’daki üniversitelere öğrenci gönderiyor. Bu arada İtalyan Lisesi mezunu olduğunu söylemeden de geçmeyeyim. Durum böyle olunca İtalya ile ilgili bilgi dağarcığı da bayağı bir geniş. Benim teşviklerim doğrultusunda bu bilgisini yazıya dökmeye karar verdi.
İtalya’da edebiyat, eğitim, yeme-içme ve bunun gibi birçok farklı konuyla ilgili yazılar bulacağınız italyada.net blogu dünden itibaren yayına başladı. Şimdiden üç yazı girildi bile, anlaşılan Tuğçe yazma konusunda oldukça istekli görünüyor, umarım bu isteği hiçbir zaman gitmez. Eğer İtalya’ya özel bir ilginiz varsa, buraya bir gezi düzenlemek ya da İtalya’da eğitim almak istiyorsanız, italyada.net mutlaka uğramanız gereken kaynaklardan bir tanesi.
Tuğçe’ye çıktığı bu yolda başarılar dilerim. Umarım blogu çok iyi yerlere gelir. Ben de bunun için kendisine destek olacağım.














