Beşiktaş – Eskişehirspor: Geri dönüşlerin en heyecanlısı
Geriden gelişlere alıştık. Geçtiğimiz sezonları düşünüyorum, bir Kocaelispor maçı, bir Kasımpaşa maçı, bir Denizlispor maçı… Hepsinde daha maçın başında 2-0 geriye düşmüşüz, daha maçın başında şoka girmişiz. Bu akşam aynı senaryoyu istemesek de bir kez daha gördük. Neyse ki, filmin sonu da başlangıcı gibi oldu.
Dün Bursa İBB’ye yenilince büyük bir fırsat doğmuştu Beşiktaşım için. Yarın da GS-FB derbisi var, her halükârda ikisinden biri ya da her ikisi de puan kaybedecekti. Yani, bu akşamki maç 3 puanlık bir maçtan fazlasıydı. Ancak maçın başında izlediğimiz Beşiktaş bunun farkında değil gibiydi. Aslında biraz da erken yenilen gol buna sebep oldu. TV karşısında bana, stadyumdaki taraftara soğuk duş etkisi yaptı, ki futbolcular neden aynı durumda olmasın? Gol Eskişehir’in direncini biraz daha da arttırdı, üstüne bir de penaltıdan ikinci gol gelince Rıza Hoca’nın takımı iyice gaza geldi, ancak bununla birlikte şımardı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Koray’ın kaçırdığı gol maçın dönüm noktasıydı. O gol kaçtığı anda maçın bize döneceğini hissettim. Bu arada Eskişehir’in Mehmet’in kafasından kaçırdığı golü de unutmayalım, Rüştü’ye de alkışı tutalım burada…
Neyse ki, ilk yarı bitmeden 2-1 yaptık, golün Nihat’tan gelmesi ayrıyeten sevindirici oldu. Zaten gole kadar Nihat, takımı ateşlemek için elinden geleni yapıyordu. Golden iki dakika sonra Fink kaleciyle karşı karşıya kaldığı anda golü atabilse, çok daha rahat bitirecektik ilk yarıyı… Maçı anlatan spikerlerin de dediği gibi, ilk yarı bitsin istemedim. O kadar güzel bir ilk yarıydı. Ancak ikinci yarı daha da mükemmel oldu, özellikle Beşiktaş açısından… Beraberliği tam zamanında yakaladık, 59. dakikada… Bobo’nun attığı goldeki yükselişi aklıma geçen seneki Türkiye Kupası finalinde FB’ye attığı üçüncü golü getirdi. Bu arada golde Iveşa’nın boyunun uzun olmasının da payı var. O kadar uzun bacaklar olmasaydı, top oradan geçmeyebilirdi.
Daha yarım saat vardı ve üçüncü gol de zaten geliyorum diyordu. Çünkü Beşiktaş Eskişehir kalesini tabir yerindeyse adeta bombardımana tutuyordu. Böyle bir ortamda savunma yapmak kolay olmuyor, üstelik bir de 2-0′dan maçı buraya getirip karşı tarafı maça ortak ettiyseniz… Çok güzel bir paslaşmanın sonucunda, Rıdvan Dilmen’in ofsayt dediği, ancak bence top rakip oyuncuya çarpıp geldiği için ofsaytın bozulduğu pozisyonda (belki gerçekten bizim futbolcuya çarptı, yan hakem benim gibi düşündü.) Holosko’nun ayağından üçüncü gol geldi. O golden sonra gerginliğimin yarısı gitti, ancak hakem düdüğü çalmadan rahatlayamıyorum. Son 15 dakikada Eskişehir biraz bizim kaleye baskı kuruyor gibi oldu, ancak pek bir atak da göremedik, sadece Sezer’in şutu tehlike yarattı.
Benim gözümde maçın üç yıldızı var. 2-0′dan sonra yaptığı iki kurtarışla Rüştü, savunmanın önüne geçip takımı ateşleyen, Fink ve Ernst’in rahatça ileri çıkmasını sağlayan İbrahim Toraman ve 90. dakikada bile ileri koşu yapan, 35′ine gelmesine rağmen gençlere taş çıkartan Deli İbrahim…
Bu akşam kazandık, şampiyonluk ümidimiz devam ediyor. Mustafa Denizli’nin deyimiyle “yürüyüş mevsimi başladı”. Ancak ben üç hafta sonraki Fenerbahçe maçına kadar umutlanmak istemiyorum. O maçtan sonra tabloya bakmak gerek. Bu arada defansın kendini toplaması da şart.
Yarın ki derbiyi ayaklarımı uzatarak izleyebilirim.
Her Beşiktaşlı öyle izleyecektir.











